Tin Pan

In Town

Speaker 1

Sert ve dağınık caz’ı,blues’un cesur yanıyla harmanlayan Tin Pan dinleyicilerine, ruhu cezbeden Amerikan halk müziğini takdim ediyor. Grup, insanların günlük rutinlerinden tertemiz, enerjik ve hızlı bir kurtuluş sağlayan; insanları tam olarak oldukları yerde kucaklayan,doğuştan gelen bir müzik ihtiyacından doğmuştur.

Besteci,baş vokal ve trompet sanatçısı Jesse Selengut’un özgür performans tarzının onunkinin daha önce rock’n roll gösterilerinde görmeye alışkın olunan bir tür hazla izleyicileri şaşırtan ve coşturan bir gücü vardı- standart caz sunumlarından ne kadar farklı olduğuna şahit olduktan sonra Tin Pan’i kurmaya kendini yakın hissetti. Bu tohum bir kez ekildi mi, projenin gelişeceğine dair hiç kimsenin kuşkusu olamazdı.

Grup, mütevazı başlangıçlarından beri, Amerika boyunca ve dünya çapında sahne alma ayrıcalığını yaşadı. Başlangıçta, gürültücü ve şamatalı akustik performansları en kuşkucu yayaları bile kolayca coştururken Tin Pan’le sokakta karşılaşabilirdiniz. Selengut’un asıl hayali seçkin geleneksel şarkılardan oluşuyordu. Bununla beraber,popüler Amerikan Caz ustalarından esinlenerek, ama çokca da ilk albümlerinden beri kendilerine has bir sound oluşturarak, repertuarlarını büyük ölçüde genişletmişlerdir.

Jesse Selengut’un Tin Pan’i eti kemiğe bürüdüğü ilk albüm olan Early Jazz and Americana, çoğunlukla geleneksel işleri içermekteydi. Early Jazz daha ilk albümleri olmasına rağmen,yaklaşık on iki bin kopya satarak dinleyenler üzerinde inkar edilemeyecek bir iz bıraktı. İkinci albümleri,Alice McNulty ‘de daha ilginç ve gösterişli ezgiler ön plandaydı. Grup üçüncü albümleri Hound’s Tooth ile daha özgün parçalar, sarhoş edici ritimler ve içe işleyen şiirselliği birleştirerek başarılarını sağlama aldılar. 2011’de başarılı canlı albümleri Underdogs and Thundercats ‘i yayınladıktan sonra, Tin Pan The Home Bartender’s Song Book' daki nihai ses kolajı için harika müzisyenleri bir araya getirdi. Son 8 yılda yaklaşık 40.000 albüm satan Tin Pan, yakın zamanda altıncı uzun çaları olan Yes, Yes, Yes’i yayınladı. Bu 2015 tarihli albüm; çılgın perküsyon, kaba enstrümantasyon ve öncekilerden daha samimi şarkı sözü yazımı sunmaktadır.

Tin Pan, çok uzun müzik geçmişleri olan çalgıcılara sahip olma açısından yeterince şanslıydı ve daha ziyade grup bir müzik kollektifi olarak düşünülebilir. Aslen Massachuesetts’li olan Sam Kulik, gruba 2011’ de katıldı ve o zamandan beri trombon, tuba ve gitarı büyük bir ustalıkla çalarak Tin Pan’ in ayrılmaz bir parçası olmuştur. Vancouver, B.C.’ den Sean E.Z. Cronin kontrbasta pürüzsüz ve tutkulu bir hissiyat bırakırken, Teksas doğumlu olan Adam Brisbin ise bluesvari ve dinamik kısa gitar soloları için gruba dahil edilmiştir. Selengut, Tennessee Williams’ ın The Mutilated adlı tiyatro oyununun bestelerini ve müzikal direktörlüğünü yaparken, Anders Zelinski önsezili ve becerikli bir davulcu olarak dikkati çekmiştir. Selengut, ona Tin Pan’le çalmak isteyip istemeyeceğini sorduğunda hemen kabul etmiştir. Neredeyse hiç çaba harcamadan, Zelinski’nin ismi listeye eklenmiş ve gruba enerjik ve çok yönlü bir temel katmıştır. Bu tıkır tıkır çalışan ekiplei 2015 tarihli Yes, Yes, Yes çok boyutlu bir ses haritası üzerinde vahşi bir yolculuk sunar. Bu sizin ninenizin swing müziği ya da abinizin sanayi sonrası deneysel müziği değildir;

Yes, Yes, Yes yeni nesil için çiğ ve beklenmedik bir külliyattır. “In a Van” ve “Gambler’s Blues” gibi şarkılar ölümle yakın ilişkilidir; blues’un akortsuz ve pürüzlü tarafıyla oynarken,“Fat Baby” gibi diğer şarkılar rockabily müziğinin seksi tarafı ile klasik New Orleans ragtime müziğini birleştirir. Içinde barındırdığı her bir şarkıyla, Yes, Yes, Yes tam olarak isminin ima ettiği şeyi başarıyor; çekingenliği, engellenmeyi rüzgara bırakıyor ve dinleyiciyi sıkıcı olandan heyecanlı bir kurtarma vaat ediyor. Tin Pan bir soru yöneltiyor ve bu soruyu gayet iyi cevaplıyor: Hayat hep bu kadar heyecanlı olamaz mı?